Kategoriler
Gezi yazısı Tarih

PELEŞ SARAYI

Avrupa’nın kalbinde, Romanya’nın büyüleyici Karpat Dağları’nın eteklerinde saklanmış olan Peleş Sarayı, tarih, sanat ve doğanın bir araya geldiği bir eserdir. 19. yüzyıl Avrupa mimarisinin en etkileyici örneklerinden biri olan bu saray, yalnızca Romanya’nın değil, tüm Avrupa’nın kültürel mirasında özel bir yer edinmiştir. Tarihsel öneminin yanı sıra, zarif tasarımı ve büyüleyici atmosferi ile Peles Sarayı, ziyaretçilerine adeta bir peri masalının içindeymiş hissi uyandırır.

Sarayın tarihsel arka planına bakarsak, Romanya krallığından bahsetmek gerekir. 1881 ile 1947 yılları arasında hüküm süren Romanya Krallığı, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucu  kurulur. Romenler, ülkelerini kurmuştur ancak bir krala ihtiyaçları vardır. Alman Prensi Charles Hohenzollern-Sigmaringen’a teklif götürürler ve Alman Prens, I. Carol adıyla Romanya’nın ilk kralı olur.


Almanya kökenli olan I. Carol, Romanya’ya geldiğinde, doğal güzellikleriyle büyülendiği Sinaia bölgesini yazlık sarayı için seçmiştir. Sarayın yapımı, Avrupa’nın en yetenekli mimarlarının ve sanatçılarının katkılarıyla 1883 yılında tamamlanmıştır. Sarayın adını, yakındaki Peles Nehri’nden alması, yapının doğayla uyumunu simgeleyen bir detaydır.

Peles Sarayı, yalnızca bir kraliyet yazlık sarayı değil, aynı zamanda modern Romanya’nın bağımsızlık dönemine tanıklık eden bir mekandır. 1883 yılında resmî olarak açılan saray, o dönemdeki modern mimari ve teknolojik yeniliklerin bir vitrini olmuştur.

Neo-Rönesans, Gotik, Barok ve Art Nouveau gibi stillerin harmanlanmasıyla inşa edilen saray, birçok detayla donatılmıştır. Sarayın iç ve dış tasarımı, hem zarif hem de etkileyici bir atmosfer yaratır.160 odadan oluşan Peles Sarayı, kraliyet ailesinin ihtişamını ve Avrupa’nın kültürel çeşitliliğini yansıtan bir müze gibidir. Her oda, belirli bir temaya göre dekore edilmiştir. Zarif mobilyalar, el yapımı halılar, vitray pencereler ve Avrupa’nın dört bir yanından getirilen sanat eserleriyle süslenmiştir. Peles, Avrupa’da elektrikle aydınlatılan ilk saraylardan biridir. Ayrıca, merkezi bir ısıtma sistemiyle donatılmıştır.

Sarayın dış cephesi, detaylı oymalar, heykeller ve kulelerle süslenmiştir. Karpat Dağları’nın doğal güzelliğiyle çevrili olması, sarayın görkemini daha da artırır. Çevresindeki geniş bahçeler, peyzaj mimarisinin en güzel örneklerini sergiler.

Şimdi saraydan daha detaylı bahsedelim biraz…

Sarayın girişinde göz alıcı bir salonla karşılaşırsınız. Giriş salonundaki cam tavanın sadece bir düğmeyle açılabilmesi, Kralın misafirlerini etkilemiş olsa gerek…

Burada, 40′ tan fazla ahşap kakma türü kullanılır ve mobilyalar ve paneller için 600’den fazla işçi geceli gündüzlü altı ay çalışır. Paneller, Viyana’daki Bernhard Ludwig atölyelerinde yapılır ve bu panellerde kralın ve ailesinin geçmişi konu edilir.

Kalenin girişinde birinci ve ikinci katı birleştiren 27 basamaklı döner bir merdiven görebilirsiniz. Bu merdiven o dönemde henüz 25 yaşında olan ünlü Romen sanatçı Gheorghe Stanescu tarafından yapılmış. Bu şaheserin yapımı neticesinde de kraldan Viyana’da eğitim almak için bir burs kazanır. Kalenin ahşap dekoratörü ise Çek mimar Karel Liman’dır. Kalenin dekorasyonuna son şeklini verir.

Kralın çalışma odasının ceviz mobilyaları ise Almanya’nın Hamburg kentindeki Heymann Atölyesi’nde yapılmıştır.

Sarayda, Kral’a ait Avrupa’nın en büyük silah koleksiyonlarından birini görebilirsiniz. Yaklaşık 5000 silah vardır. Bu silahlardan biri de Türk şimşir kılıcıdır. Köpekbalığı derisiyle, altın ve turkuazlarla süslenmiştir. Diğer önemli bir kılıç ise Transilvanya prensi Gabriel Bathory’e ait kılıcın bir kopyasıdır ve Romanya’nın son kralı için yapılmıştır.

16.yüzyılda Alman cellat tarafından kullanılan ve başın kesilmesinin büyük bir onur olduğu kılıç da buradadır. Kılıcın üzerinde eski Alman dilinde şunlar yazılıdır “Kılıç başınızın üstünde olacağı zaman, Tanrı sana sonsuz yaşam sunacak”.

Hohenzollern ailesine ait ünlü kalkan üzerinde ise “Tanrı olmadan hiçbir şey olmaz” yazılıdır.

Kraliçe Elizabeth’in kızıl hastalığı nedeniyle küçük yaşta ölen kızı Prenses Marie’yi gösteren tablosu, Kral Charles’ın askeri üniformalı tablosuyla birlikte Kral’ın çalışma odasındadır. Kızı öldükten sonra, erkek kardeşinin oğlu Ferdinand’ı evlat edinen Kral, 1914’te kendisinin yerine geçecek varisi bulmuştur. İngiliz bir prenses olan Edinburg’lu Maria ile evlenen Ferdinad’ın 6 çocuğu olur. Bu evlilik Kraliçe Viktorya’nın Avrupa’yı akraba kraliyet aileleriyle kuşatma fikrinin bir parçası gibi görünür. İlk çocukları Charles, Romanya’nın üçüncü kralıdır ve Yunan prensesi ile evlenir. Michael adındaki oğulları Romanya’nın dördüncü ve son kralı olur.

Kralın önemli evrakları imzaladığı masayı yukarıdaki fotoğrafta görmektesiniz.

Kralın çalışma odasında bulunan üniformalı kendi tablosu ve aşağıda kraliçe ile kızının tablosu yer almaktadır.

Kralın özel görüşmelerini yaptığı bölüm.

Fotoğraftaki kütüphanenin orta bölmesinde gizli bir geçit bulunur.

Kalede 400.000 kitaba ev sahipliği yapmış bir kütüphane vardır. Bugün kitaplar, Bükreş’te Milli Kütüphane’nin ve Romanya Akademi Kütüphanesi’nin koruması altındayken, kalede fazla kitap kalmamıştır.

Kraliçe Elizabeth’in müzik odası ise Alman sembolist sanatçı Dora Hitz tarafından yapılmıştır. Rölyefler, Almanya’daki Zettler atölyesine aittir.

Kraliçe, resim yapmakta ve kitap yazmaktadır. Carmen Sylva olarak Almanca, İngilizce, Fransızca ve Romence olmak üzere 43 kitap yazmıştır.

Floransa Odasında; İtalyan Carrara mermeri, Michalengolo Buonarroti’nin kopyası bronz heykeller, yarı değerli taşlar, Murano avizesi, dünyanın en iyi aynaları kullanılır. Dekorasyon amaçlı da olsa, kraliyet tahtları bulunur.

Venedik’teki Palazzo del Doge’dan ilham alınmış başka bir İtalyan odası ise aynalar salonudur. Beş Venedik kristal aynası yerleştirilmiş oda, büyük bir yanılsama hissi verir.

Büyük yemek odasında, kral ve kraliçe, Fransız tarzını seçerler ve sofranın ortasında karşılıklı otururlar. Konuklar ise yanlarındadır.

Endülüs tarzında ve Osmanlı tarzında iki oda daha vardır. Endülüs odasında tavan ve duvarlarda altın kaplama kullanılmıştır. 1914’te ölen Kralın cenazesi 3 gün bu odada kalır. Osmanlı odasında ise ipek ve altın işlemeli kumaşlar vardır.

Kaledeki boş panellerin varlığının nedeni, bir Alman batıl inancına dayanır. Sahibi öldükten sonra bir binayı devam ettirmenin kötü şans getirdiğine inanılır. Dolayısıyla 1914’te Kral vefat ettikten sonra kaledeki panellerin resmedilmesi de durdurulmuştur.

Fotoğraflar: Zeynep Öztürk ve Dr. Hümeyra Türedi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir